SAMURAYLAR, BALKON TEYZESİ ve TATİL
Çok yorgunum Mevsim Türlüm.. Hem de sabahın bu saatinde.. Sanırım yeni bir tatile ihtiyacım var.. Çok yorgunum çünkü geceyi bir grup Japon teröristten kaçarak geçirdim. Üstelik de yüklü miktarda param vardı, bir çanta dolusu.. Üç tane BIM poşetini dolduracak kadar çoktu anla işte. Japonlar paranın peşinde olsalar gerek, Ve para da Japon yeni olsa gerek.. Bir çanta dolusu Yen, bırakır mıyım elin Japonun eline.. Çekik gözlü teröristlerden kaçarken zengin oluşuma bile sevinemedim. Oysa anı yaşamayı becerebilseydim, kapçık ağızlı teröristlerden kaçarken bir yandan da paralarımı sayarak mutlu olabilirdim. Uyandığımda kendimi sıcaktan mayışmış ve yorgun bir halde yatağımda buldum. "Rüyadan çıkıp beni yatağıma kadar takip de edebilirlerdi, aynı yatakta bir grup Japonla da uyanabilirdim", diyerek bardağın dolu tarafından güne başlamayı tercih ettim ( yahu nereye gidiyor bu yazının sonu..)
"allaam ne güzel bir gün yaa.. " haliyeti ruhiyesi ile (bkz eski türkce) evden çıkıyordum ki.. Evimin kenarında bulunan kendisini "Cadde" zanneden (ve ismi de ne hikmetse Evren Caddesi olan) daracık "sokak"ta, böyle bildiğin köprü trafiği ile karşılaştım. Zamanla istanbul trafiğinin artacağını hatta kenarda kalan bir mahalle olan yaşadığım yerin sokaklarını da işgal edeceğini düşünürdüm ama "bu sabah" kadar erken olmasını hiç mi hiç beklemiyordum. Bir süre sonra karşı binanın balkonundan sarkmış arabaların geçişini kuşbakışı izleyen yaşlı "Balkon Teyzesi İnsanı"nın sesini duydum. Teyze kuşbakışı yerinden bana yan sokakta İSKİ'nin "sudan sebepler"le yaptığı bir kazı çalışması olduğu için trafiğin bizim sokağa yönlendirildiğini anlattı. İçinde bulunduğum "park yerinden çıkamama" problemine pek katkısı olmasa da teyzenin ben hala birşeylere yarıyorum sevincini paylaşmayı bildim. Teşekkür ettim, hatta balkonunda bulunduğu beşinci kattan uzattığı takdirde ellerinden öpebileceğimi bile belirttim. O pek ilgilenmedi benim teklifimle. O da haklı, bayramlardan kalma el öpme sonrası harçlık beklentisi bizim jenerasyona ait psikolojik bir bozukluk, kadın sezmiş olmalı gözlerimde belirecek olan harçlık isteme bakışını.Biliyor musun Böğürtlenli Kurabiyem karayolları genel müdürünün trafiğin azaltılması için İstanbul'u terk etme önerisini ciddi ciddi düşünmeye başladım. Ne yapalım! birilerinin elllerini taşın altına koyması gerekiyor. Pek içim el vermese de bu fedakarlığı yapıp, tatile mi çıksam diyorum? Herşey İstanbul halkının selameti için.
Uzun uğraşlar ve balkon teyzesinin havadan kontrolü ile bulunduğum yerden çıkartabildim arabamı, bu arada aklım hala arka koltuktan fırt diye çıkıp, boynuma samuray kılıcını dayayarak beni kaçırabilecek Japon teröristlerde idi. Sen dünyanın önde gelen ekonomilerinden biri ol, sonra da tut terörden nemalan.. Oldu mu şimdi.. ? Yakşıyor mu hiç koskoca teknoloji devine? Tsubasa bu halinizi görse kahrından ölmez miydi? Eğer hayatta değilse de mezarında ters dönmez mi rahmetli Tsubasa? Neyseki arka koltuktan çıkıveren bir samuray sürprizi olmadı, buna sevindim. Ama bir yandan da "daha önemli işleri vardır heralde canım ne yapsınlar kıçı kırık Türk'ü, bana mı kalmışlar" diyerek hayal kırıklığı içinde yeni bir iş gününe doğru yola koyuldum.
Bu sabah işe geldiğimde çok yorgundum "aradığım zamanlarda ulaşılamayan numaram".. İşyerinin otoparkında çete kurmuş köpeklerle günü aylak aylak geçirmek bile geçti içimden. Şirket bu duruma pek sıcak bakmaz diyerek ofisin yolunu tutarken bir yandan da, yolu Japonya'ya düşmeyen tatil hayalleri kurmaktaydım.. Gerçi karşılaştığım ilk Japon'a da, Tokyo civarında yaşadıkları için pek bi anlam ifade etmeyen "yaşanmaz artık bu İstanbul'da" geyiği yapasım var.. Dedim ya sır küpüm.. bu sabah uyandığımda çok yorgundum ve benim bir tatile ihtiyacım var..
