20 Haziran 2012 Çarşamba

SAMURAYLAR, BALKON TEYZESİ ve TATİL


Çok yorgunum Mevsim Türlüm.. Hem de sabahın bu saatinde.. Sanırım yeni bir tatile ihtiyacım var.. Çok yorgunum çünkü geceyi  bir grup Japon teröristten kaçarak geçirdim. Üstelik de yüklü miktarda  param vardı, bir çanta dolusu.. Üç tane BIM poşetini dolduracak kadar çoktu anla işte. Japonlar paranın peşinde olsalar gerek, Ve para da  Japon yeni olsa gerek..   Bir çanta dolusu Yen, bırakır mıyım elin Japonun eline.. Çekik gözlü teröristlerden kaçarken zengin oluşuma bile sevinemedim. Oysa anı yaşamayı becerebilseydim, kapçık ağızlı teröristlerden kaçarken bir yandan da paralarımı sayarak mutlu olabilirdim. Uyandığımda kendimi sıcaktan mayışmış ve yorgun bir halde yatağımda buldum. "Rüyadan çıkıp beni yatağıma kadar takip de edebilirlerdi, aynı yatakta bir grup Japonla da uyanabilirdim",  diyerek bardağın dolu tarafından güne başlamayı tercih ettim ( yahu nereye gidiyor bu yazının sonu..)


 "allaam ne güzel bir gün yaa.. "  haliyeti ruhiyesi ile (bkz eski türkce) evden çıkıyordum ki.. Evimin kenarında bulunan kendisini "Cadde" zanneden (ve ismi de ne hikmetse Evren Caddesi olan) daracık "sokak"ta, böyle  bildiğin köprü trafiği ile karşılaştım. Zamanla istanbul trafiğinin artacağını hatta kenarda kalan bir mahalle olan yaşadığım yerin sokaklarını da işgal edeceğini düşünürdüm ama "bu sabah" kadar erken olmasını hiç mi hiç beklemiyordum. Bir süre sonra karşı binanın balkonundan sarkmış arabaların geçişini kuşbakışı izleyen yaşlı "Balkon Teyzesi İnsanı"nın sesini duydum. Teyze kuşbakışı yerinden bana yan sokakta İSKİ'nin "sudan sebepler"le yaptığı bir kazı çalışması olduğu için trafiğin bizim sokağa yönlendirildiğini anlattı. İçinde bulunduğum "park yerinden çıkamama" problemine pek katkısı olmasa da teyzenin ben hala birşeylere yarıyorum sevincini paylaşmayı bildim. Teşekkür ettim, hatta balkonunda bulunduğu beşinci kattan  uzattığı takdirde ellerinden öpebileceğimi bile belirttim. O pek ilgilenmedi benim teklifimle. O da haklı, bayramlardan kalma el öpme sonrası harçlık beklentisi bizim jenerasyona ait psikolojik bir bozukluk, kadın sezmiş olmalı gözlerimde belirecek olan harçlık isteme bakışını.
Biliyor musun Böğürtlenli Kurabiyem karayolları genel müdürünün trafiğin azaltılması için İstanbul'u terk etme önerisini ciddi ciddi düşünmeye başladım. Ne yapalım! birilerinin elllerini taşın altına koyması gerekiyor. Pek içim el vermese de bu fedakarlığı yapıp, tatile mi çıksam diyorum? Herşey İstanbul halkının selameti için.

Uzun uğraşlar ve balkon teyzesinin havadan kontrolü ile bulunduğum yerden çıkartabildim arabamı, bu arada aklım hala arka koltuktan fırt diye çıkıp, boynuma samuray kılıcını dayayarak beni kaçırabilecek Japon teröristlerde idi. Sen dünyanın önde gelen ekonomilerinden biri ol, sonra da tut terörden nemalan.. Oldu mu şimdi.. ? Yakşıyor mu hiç  koskoca teknoloji devine? Tsubasa bu halinizi görse kahrından ölmez miydi? Eğer hayatta değilse de  mezarında ters dönmez mi rahmetli Tsubasa? Neyseki arka koltuktan çıkıveren bir samuray sürprizi olmadı, buna sevindim. Ama bir yandan da "daha önemli işleri vardır heralde canım ne yapsınlar kıçı kırık Türk'ü, bana mı kalmışlar" diyerek hayal kırıklığı içinde yeni bir iş gününe doğru yola koyuldum.

Bu sabah işe geldiğimde çok yorgundum "aradığım zamanlarda ulaşılamayan numaram".. İşyerinin otoparkında çete kurmuş köpeklerle günü aylak aylak geçirmek bile geçti içimden. Şirket bu duruma pek sıcak bakmaz diyerek ofisin yolunu tutarken bir yandan da, yolu Japonya'ya düşmeyen tatil hayalleri kurmaktaydım.. Gerçi karşılaştığım ilk Japon'a da, Tokyo civarında yaşadıkları için pek bi anlam ifade etmeyen "yaşanmaz artık bu İstanbul'da" geyiği yapasım var.. Dedim ya sır küpüm.. bu sabah uyandığımda çok yorgundum ve benim bir tatile ihtiyacım var..


3 Haziran 2012 Pazar

ÜÇ NOKTA AŞIKLAR DERNEĞİ


"Yazdıkları Yalnızca Yalnızlıklarından arta kalan bir adamdan hikayeler.."

Bazen bir şeyi çok istersin.. Neden istediğini, nasıl isteneceğini unutucak kadar çok.. Ama istediğinin olması için elinden hiçbir şey gelmez . İnsanların ellerinden hiçbir şey gelmemesi haline “UMUT” adı verilir. Zifiri karanlık bir odada anahtar deliğinden içeri sızan ışıktır umut. Aradığın ve istediğin  şeyin kapının hemen arkasında var olduğuna inanmaktır.


Eğer sen de odadaki adamsan önünde iki yol vardır;

Cebindeki anahtarı çıkartıp, anahtar deliğinden geçirip kapının ardındaki dünyaya olan merakını giderebilirsin.  Ancak bu durumda anahtar “UMUT”un içeri sızdığı anahtar deliğini tamamen kapatır. Karanlıkta kalırsın bir müddet. “Kapının ardından yeni bir karanlık çıkarsa” diye korkarsın.  Kapı açılınca gözleri kör edecek kadar güçlü bir ışıkla da karşılaşabilirsin, yeni bir karanlıkla da. Belki ışığın güzelliğinden gözlerini alamaz bakmaya devam edersin. Sokak lambalarının çevresinde dolanan küçük sineklerle benzer bir kaderi paylaşırsın belki de. Sonuç başka türlü bir karanlık, görememenin karanlığıdır. Eğer aradığın güçlü ışık çıkmazsa da kapının ardından, hayallerinde var olan ve seni kör edebilecek ışığın peşine düşer, göz göre göre, gözün görür iken kör olmaya razı olur, ömürünü buna harcarsın. Bunun adı ise “AŞK” tır. Aşkın karanlığında yolunu bulmak zordur. El yordamıyla ilerlersin nereye gittiğini anlamadan. Artık  anahtar deliğinden içeri sızan ve yürüme yolunu az da olsa aydınlatan bir “UMUT” yoktur.  İşte böyle zamanlarda ancak ve ancak masallarla yolunu bulabilirsin.
Bir var olup bir yok olan kahramanların yardımıyla. Karanlıkta ilerlerken, kahramanlar ne yaptıysa aynısını yaparsın, onun bastığı yerlere basmaya özen gösterirsin. Onlar gibi yaşamaya çalışırsın, çünkü masalların sonu mutludur, en azından çocukara anlatılanların. Sevdiğinin gözüne girebilmek için belki ejderhalar ile dövüş tutmaya kalkarsın. Tepegözleri düelloya davet edersin.  Ormandaki cadının şekerden yapılmış evinden lolipop çalarsın onun için. Ama bütün bu kahramanlıklara rağmen, ömrünü prenses tarafından öpülmeyi bekleyerek geçiren bir kurbağa olduğunun da farkındasındır hani.  

Diğer yol ise zahmetsizdir. Tamamen karanlıkta kalmaya cesaretin yoktur belki. Belki de anahtarı cebinde saklayıp, delikten içeri sızan ışıkla mutlu olabilmeyi bilmektir. UMUT hep sızar o delikten içeri. Yağmurlu bir günde, cumbalı bir evin  eski çatısından içeri damlar  ve yahut.



Karanlıkta oturan adam ayağa kalktı, elini cebine attı. Kapıya yaklaştı. Anahtarı çıkardı cebinden. Üzerinde  “ seni seviyorum “ yazıyordu anahtarın. Anahtarı kilidine geçirdi ve çevirdi. Bundan sonra herşey aşağıdaki gibi oldu ve yeni bir üye edindi 3 nokta ...