29 Mayıs 2012 Salı

NİYET TAVŞANI, SULTAN AHMET VE  SARI YAĞMURLUKLUK GİYEN ADAMLAR

"Kalplerde yaşamanın ömrü üzerine bir yazı !"

"
-Yaşadıklarınızın size öğretilen aşka benzemediğini fark ettiğinizde, hayatınızın en büyük kazığını çoktan yemiş olmanın verdiği acıyı hissedersiniz. Etkisini hemen gösteren, uzun süreli bir şoka girersiniz. Bir koma halidir bu. O an yatağınızdaysanız, yorganınızı başınıza kadar çekip dünya ile ilişkinizi kesersiniz. Orada öylece, kimseyle konuşmadan, hayatınızın sonuna kadar durmaktır amacınız.

İlk şoku atlatınca kaçış evresi başlar.Tanıdığınız, sizi tanıyan, daha önce karşılaştığınız herkesten, herşeyden kaçış. Alışkanlıklarınızdan kaçış. Koşar adım çıkarsınız evden, arabayı kullanmazsınız, dolmuşa binip, bir sondurak parası uzatırsınız. Çünkü araba o an özgürlük değildir. Ve bütün kaçışlar özgürlüktür.

Dolmuştan inince ne yaptığınızı bilmeden dolaşırsınız. O güne kadar var olan inançlarınız, tabularınız devrilmiştir o gün. Hayatınızda ilk kez bir tavşandan geleceğiniz hakkında haber vermesini beklersiniz.  Uzun kulağın,  içerisine yazılar yazılarak katlanmış bir yığın kağıt arasından, size biçtiği hayat yolunu dudaklarıyla çıkarmasını izlersiniz. Ve o an geleceğiniz niyet tavşanının iki dudağı arasındadır. 


Sahile varmışsınızdır bile. Derken  yağmur başlar.. Islanırsınız.. Hem de akşamdır. Yağmur altında karanlıkta yürürken yalnız olmadığınızı fark edersiniz. Yağmurun ıslatamadığı ne varsa size sığınmıştır sanki o anlarda. Sahile yakın bir yerde ağlarını karanlığa atmış bir balıkçı teknesi. Olta balıkçıları ve dert ortakları kediler.. Balıkçılara yandan sepetli motosikleti ile çay satan adam. Çaydanlıktan  gelen buharın motosiklet farları önünden geçerken çaycıya verdiği mistik hava.  Ve hepsinin sırtında sanki aynı gizemli yeraltı tarikatına üyelik üniforması gibi duran sarı plastik yağmurluklar. Siz onlara bakarken bir yandan da ıslanmaya devam ediyorsunuzdur. İçinde bulunduğunuz ajitasyon durumun daha boktan hale gelme ihtimali ya da durumu daha  da kötüleştirebilecek  bir güç yoktur diye düşünürsünüz, ta ki yol kenarında müşteri bekleyen taksicinin radyosundan gelen Zeki Müren'in " sorma ne haldeyim" şarkısını duyana kadar. İçiniz gider, mahveder şarkı sizi.. sırası mıdır şimdi ? (merak edenler en altta linki mevcuttur) Söylenirsiniz... 
"Offf.. Sen öleli çok olmadı mı be Zeki Abi?  Neden bırakmazsın yakamızı? Bi git öldün sen, kabullen artık, kalplerde de yaşamanın bir ömrü olmalı be Zeki abi.. " Siz Zeki Mürene hayıflanırken biraz yakınınızdaki oltayla balık tutanlar, çaycı ve kediler ters ters bakar size. Sarı yağmurluk tarikatının şimşeklerini üzerinize çekmişsinizdir. Belki de Zeki Müren onların ruhani liderleridir. Tabiii yaa, Zeki Müren şarkısı taksiden geliyordu ve  taksi de sarıydı.. Oturduğunuz yerden kalkıp uzaklaşırsınız. Zaten epeyde ıslanmışsınızdır. Attığınız her adım ayakkabılarınızdan "vıcık" tarzında sesler çıkartır.
İşte bütün bu keşmekeş, olumsuzluklar, Zeki Müren'in kalplerde yaşama inadı, niyet tavşanının sizin için çektiği abuk kağıt parçası, ıslak ayakkabı ve pantolonunla sahildeki bir kafeye sığınman ve doğu şiveli garsonun sana bıyık altından şiveli gülüşü..  Hepsi.. Hepsi vız gelir..Çayını içerken seni bütün bu dertlere düşüren kişi ile aynı  şehirde yaşamış olmaktan mutluluk duyarsın. Onu yeniden görebilme ihtimali bütün olumsuzlukları alır götürür. Sonra  o geceki son minibüse biner, gece mesaisinden dönen, ter-sigara-tekirdağ rakı birlikteliğinden oluşan bir deodorant kullanan yolcularla evin yolunu tutarsın. Size öğretilen aşk ile yaşadıkların arasındaki yedi farkın muhasebesini tutarsın. "

Ahmet oturduğu berber koltuğundan biraz doğruldu. Kendisi için getirilmiş ama o konuşurken soğumuş çayından bir yudum aldı. Aslında  çok konuşmayan sakin bir kişiydi  Ahmet. Berber Fazıl traş için Ahmetin yüzünü köpürtmüş, usturayı eline almış tam traşa başlayacaktı ki, Ahmet konuşmaya başlamıştı. Konuşması bitince aniden sustu. Noktalama işaretleri kullanmayan bir susuştu bu. Elinde anlatacak masalı kalmamış bir adamın  susmasıydı. Fazıl Berberin, köpürttüğü ama o aniden abuk subuk konuşmaya başlayınca öylencene kalan köpükler içindeki beyaz yüzünü kenardaki havlu ile sildi. Köpüklerin altından en az bir aylık sakalı çıktı ortaya. Ahmet'in bir zamanlar divane olduğu Sultan kız, Erzurumlu müteahhit ile nişanlanalı tam bir ay olmuştu demekki. Berberin ve sırada bekleyenlerin şaşkın bakışları altında boynundaki havluyu çıkardı, ayağa kalktı. Traş olmamasına rağmen, berberin yeni çırağı Ahmet'in üzerini elindeki fırça ile temizledi. Ahmet cebindeki bozukluklardan başına Ameriken traşı yaptırmış çırağa bahşişini verdi.
Ahmet'in  içinde bulundıuğu durumun farkında olan tek kişi o gün sırada bekleyenler arasında olan Fikret dayımdı. Ve bütün bunları bana anlatan ve sanki oradaymışım gibi anlatabilmemi sağlayan da. Dayım garip adamdır, bazen ağzını bıçak açmaz bazen de herşeyi canlı bir kayıt cihazıymış gibi en ince ayrıntısına varana kadar anlatır.
Sultan'dan artık ümidini tamamen kesen Ahmet bir süre daha böyle avare avare dolaşacaktı, yeni aşkına kavuşana kadar. Oysa ne güzel olurdu arkasında "Sultan Ahmet" yazan 60 model  Chevrolet marka bir gelin arabası. Ahmet berber dükkanından çıkarken ıslak ayakkabılarından hala vıcık vıcık sesler çıkmaktaydı.
Dükkanı çıkmadan aniden durdu. Dükkanın köşesindeki berber fazlıya ait yedek terliklere baktı ve
"Fazıl abi, şu terlikleri benim ayakkabılar kuruyana kadar ödünç alabilir miyim? "




22 Mayıs 2012 Salı




ŞARKI BİTSİN ÖYLE GİDERSİN !

İÇ - GECE TAKSİM'DE BİR BAR 
Barda,  yan yana taburelerde oturan bir adam ve bir kadın, karşılarında kendi işiyle meşgul bir barmen.  Adam otuzlarının ortalarında. Eşofmanları ile oturmakta. Kadın yirmilerinin sonunda. Dekolte bir gece elbisesi var üzerinde. Mekandaki müşterilerin çoğu çekilmiş. sabah ışıkları vurmaya başlamış. Barmen, birazdan gitmezlerse onları kibar bir şekilde kovmanın yollarını düşünüyor, gözleri gitsinler diye bakmakta.


KADIN: 
Birer içki daha ?

Adam "evet" anlamında başını sallar ve barmen yeni içkileri koyar.


ADAM:
Karanlık. Her yer karanlıktır. Duvardaki saati zar zor seçersin. Üçbuçuk. Belki dördüdür gecenin. Nedendir bu saatte uyanmak? Zaten  geç yatmışsın.  Rüya görmen gereken saatler aslında. Susadığını düşünüp, bir kaç yudum su içersin masanın üzerindeki su bardağından. Sonra dönersin yatağına ama artık çok geçtir, Uyku denilen alçak zamanının hiç uygun olmadığında, en imkansız yerlerde, uyumaman gerektiğinde gelir bulur seni.  ama işte, alarmın çalmasına daha en az üç saat varken o ortalarda yoktur. Uyku acımasızdır.  Bir süre amaçsızca gözlerini yumarsın, daha sıkı. Daha da sıkı. Ta ki gözleri sıkı kapatmakla uykunun gelmesinin doğru orantılı olmadığını çözene kadar.
Kalkıp balkona çıkarsın. Güneş daha doğmamış, ama belli belirsiz bir aydılık var gökyüzünde. Sokak köpekleri ortalıkta. Gece vardiyasındalar daha. Zaman zaman sebepsizce havlamaktalar.
Sigara paketi ve çakmağını almak için yoklarsın cebini.   Elini cebine atarsın, ne sigara ne paket var orada.  Sonra aslında sigara içmediğini  ve aslında sigaraya HİÇ başlamadığının farkına varırsın. Sigara içilebilmesi en mümkün andır, o anlar. Belki de hayatında ilk kez sigara içmediğine hayıflanırsın. Sende biliyorsun di mi? Uykusuzluğumun, içimdeki daralmanın, olmayan bir cepte içilmeyen bir sigara aramanın  sebebini, sen de biliyorsun.  Hani aklının arka tarafında uyurken bile düşündüğün biri vadır. Gece gece başına gelen bütün bu saçmalığın sebebi. aşk işte... Uyumadan geçirdiğin bir gecenin sonunda herkesten önce güne başlamak. Ve aşk, işte böyle bir gece tepetaklak gelir.


KADIN:
İki kuruş para verip, bir kaç içki ısmarladın diye sabaha kadar seni dinlemek zorunda mıyım ulan ? Sen bu gece dinledğim kaçıncı sarhoşsun biliyor musun? Yok uyuyamamış da yok bilmem aşık olmuşmuş. Otele mi götüreceksin, burda mı yapacaksın? Hadi  ne yapacaksak yapalım. Yoksa ben gidiyorum. Parayı iade filan da etmem ona göre. Ulan iki saattir seni dinliyorum be.  Bak ben gidiyorum! Hey, beni duyuyro musun? Kime diyorum be!

Gece hayatının kadını ayağa kalkmış gitmek üzeredir. Tam bu esnada Anathema'dan fragile dreams duyulmaya başlar barın köşesindeki hoporlörden, ağır ağır çalmaktadır (imkanı olanlar dinlesin lütfen). Adam  eliyle müzik sesinin geldiği tarafı işaret eder,  Yavaşça kadına döner.

ADAM: 
Dur! Şu şarkı bitsin öyle gidersin.


Müzik eşliğinde İstiklal caddesinde yürüyen tek tük insanlar, sabaha merhaba diyen simitçiler, yerleri süpüren çöpçüler ve eşofmanları ile arka sokaklardan birine dalarak uzaklaşan bir adam görürüz.. Ekran kararır.





Müzik eşliğinde İstiklal caddesinde yürüyen insanlar.. satıcılar.. yerleri süpüren çöpçüler.. ve eşofmanları ile arka sokaklardan birine dalarak uzaklaşan bir adam görürüz.. Ekran kararır..