ÖKÜZLERİ ANLADIĞIM ZAMAN..
Yazarın Notu: Birazdan okuyacağınız hikayemsi yazının gerçek kurum ve kuruluşlar ile hiçbir alakası yoktur..
Olsa olsa biraz alakalı olabilir.. O da alakadan sayılmaz bence.. Bazı isimleri de aslına uyumsuz şekilde değiştirdim ki, kimse alınmasın, gücenmesin diye.. İyi mi yapmışım ki acaba :/
“ Erken
Gelen Son ! “
Uzaklardan
gelen trenin sesini duyabiliyorum. Cumhuriyet expresinin sesi bu..
Gelmesi gereken zamandan en az bir on beş dakika geç geldi bu kez istasyona… Ben
buraya geleli yarım saati aştı.
Buralara ilk geldiğimde, gişede
emekliliğini bekleyen,
fakat emekliliği bir türlü ona gelmeye razı olmayan
ihtiyar bir memur vardı.. Kapalı bir mekanda sürekli aynı işi yapıyor olmaktan
olsa gerek, adam demiryolunun tarihi kadar eski görünüyordu. “ En yakın tren ne
zaman gelir” dedim.. Dış dünya ile tek bağlantısı olan delikli gişe
camına dudaklarını yaklaştırarak, “On beş dakikaya, Cumhuriyet Expresi..” dedi
ve bir bilet kesti.. “Bilet almayacağım, teşekkür ederim, yalnızca merak
ettim” dedim ve ayrıldım. Gişe memuru bilet almayacaksan ne diye soruyorsun diye
düşünüyordu, ben ordan uzaklaşırken. Elinden gelse o anda delikli gişe
camının deliklerinden dışarı çıkıp, herşeyi geride bırakıp, benim çıktığım
kapıdan çıkarak, yeni bir hayata başlamak ister gibi bakıyordu peşimden. Bu
istasyonda şahit olduğu şeyler o kadar yorucuyduki onun ihtiyar gövdesi için..
Ayrılıklar, kavuşmalar, terkedilmeler, varış noktası aldatma olan tek yönlü
gidiş biletleri.. Hepsinin kadrolu şahidiydi ihtiyar gişe memuru.. İstasyonun
kapısından çıkarken dönüp baktım adamın katarakt olmaya yüz tutmuş gözlerine,
“Gidiyorum ama yine geleceğim, üzme kendini.. Hem emekliliğin
yakındır.. Sabret biraz daha.. Şimdilik hoşçakal” dedim içimden..
İstasyon
kapısının hemen yanındaki duvar boyunca bir kaç yüz metre yürüyünce, tren
yolunu yakından görebileceğim bir yere ulaştım.. Artık aramızda yalnızca
tel bir örgü vardı tren yolu ile.. Burayı aydınlatan tek şey benden birkaç metre
uzaktaki gece lambası ve yolun diğer tarafındaki evlerin pencereleri arasından
gelen cılız ışıklar idi.. Yerde birkaç parça dün tarihli gazete bulup, tren
yolunu en iyi görebilecek yere sererek, manşet ile köşe yazısının hemen
üzerine oturdum.. “Trafik kazalarında acı bilanço..” yazılı bir manşet.. Ölümün
de bilançosu tutulur muydu yahu. Ne yaptığımı merak ediyor
olmalısın.. Eğer merak etmiyorsan, hemen alt satırdaki parantez içine yazılmış
yazıyı da okuyup, orada kesebilirsin okumayı.. Ya da hemen altından
devam edebilirsin..
(isteyenlerin SON'u)
“Yepyeni
Bir Başlangıç!”
Şu anda
burayı okuduğuna göre neden akşamın bu saatinde tren yolu kenarında oturduğumu,
sonrasında neler olacağını merak etmiş olabileceğini düşünüyorum..
Anlatayım..
Zaten işim bu, anlatmak.. Farklı şekillerde, değişik yollarda hikayeler
anlatmak.. Bu kimi zaman bir fotoğraf, belki bir video.. Bazen de bir
kaç satır yazmaya çalışıyorum... Ne var ki anlatabilmeyi her zaman
beceremiyorum.. Özellikle içimin dışıma çıkmak istediği zamanlarda.. Yok
yok, o şekilde bir için dışa çıkmasından bahsetmiyorum ben.. Hani
"O" düşer aklına.. Göğüs kafesinde, korkmuş ve uçmaya başlamış yüzlerce kuş vardır sanki.. Göğsünden oluşan kafesten çıkabilmek için kanat çırpıyorlardır o anda..
İçin daralır, derinlerden bir yerden ikinci bir sen çıkmak istiyorcasına,
kaburgalarını zorlayan bir el hissedersin.. Derin derin nefes alırsın.. Ama
yetmez.. Çünkü sana yetecek nefes daha derinlerdedir. Pencereyi açarsın. Odan
küçülmüş müdür ne? Terasa çıkarsın buz gibi havaya aldırış etmeden.. Yetmez..
Sokaklar seni bekliyordur.. Işıkları bile söndürmeden dışarı fırlarsın..
Merdivenlerde karşılaştığın komşuna iyi akşamlar demek aklına bile gelmez o
anda.. Belki koşmaya bile başlarsın.. Ama olmaz.. Belediyenin pembe renkli
kaldırım taşı döşeli yolları, asfalt dökülmüş çirkin sokaklar, arnavut
kaldırımları.. Olmaz ! Hiç biri derdine derman olamaz .. Adımlarını üzerinde
taşıyan hiçbir sokak senin iç daralmanı götürmeyi vaadedemez o anlarda sana..
Bunları hiç
yaşamadın değil mi?
Ben biraz
tecrübeliyim sanırım bu konuda..
İçimin
daraldığı günlerden birinde keşfettim tren yolunu.. Yine sokak
aramaktaydım deli divane. Sonra bir ses geldi uzaktan.. Giderek artan bir ses.
Yaklaşmakta olan trenin sesisydi bu. Bir anda hayat durdu. Trenin demir yolu
ile işbirliği yaparak “ Bizden daha güçlü hiçbir şeyin sesi çıkamaz ! ”
diyen, o sesi hakimdi.. Bir süre sonra azalarak yok oldu ses, tren uzaklaşmıştı.. Orada bekledim ikinci bir treni.. Sonra üçüncüyü.. Üçüncü trenin gelişi
ile avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım.. Ben değildim bağıran.. İçimden biri çıkmış, elinde megafon, trene bağırmaktaydı, avazı
çıktığı kadar.. İçimden çıkmış adam, yalnızca bağırmaktaydı. Anladığım
kadarıyla o anlarda yalnızca bağırmasının sebebi, hiç bir şey göremiyor olmasıydı, aşkın gözü kördü.. Diğer tarafta ise sanki
tren onu dinliyor ve bağırarak ona karşılık veriyordu.
“Hayatta
Cumartesi günlerinden daha önemli şeyler de vardır..”
İşte şöyle
bağırıyordu o adam..
"Aslııı…. !
Aslı beni duyabiliyormusuuun… Seni çok sevmiştim, seviyoruuum hala da..
Keşke seninle daha çok vakit geçirebilseydim.. Sana anlatmak istediğim o kadar
çok şey vardı ki Aslı..... Alnımdaki yara izini anlatmak istiyordum, küçükken
nasıl buz yola düştüğümü.. Komşumuzun benden en az on beş yaş büyük kızı Gül
ablaya aşık olduğumu bilmeni istiyordum.. "
Sesi kısılır gibi oldu bir süre ama öksürdükten sonra tekrar toparladı kendini.
"Sana hakkımdaki herşeyi anlatmak istiyorum Aslı.. Kedilerden korkarım ben mesela,
benimle ne alıp veremedikleri var bir türlü anlamıyorum.. Şeftalinin
tüylü dış kabuğuna dokunamam ben, içim gider, pırasadan nefret ederim.. En
sevdiğim gün Cumartesidir, ama Cumartesi günlerinden daha önemli şeyler de
vardı benim için hayatta, sen..!.. Sen benim için Cumartesi günlerinden
daha önemliydin Aslı.. Keşke hiç gitmeseydin.. Senden duymak istediğim o kadar
çok sey vardı ki Aslı !..“
“ Aslı Buralara
Gelirsen, Bana Uğra! Bi Hoşçakal De ! “
Sonra
trenin sesi azaldı.. Ben söyleyeceklerimi bitirememiştim ama içimdeki o ses
susmaya yetecek kadar sakindi.. Kendimi daha rahat hissediyordum. Aslı’yı ve
Aslı’ya ait olan ne varsa o gün tek yönlü bir bilet alıp trene ile yolcu
ettim uzaklara.. Aslı bana hoşçakal bile diyemedi.. Evlenmiş, çocuğu
olacakmış şimdilerde.. Şimdi kafamda bambaşka bir Aslı görüntsü var.. Aslı buralara gelirsen, bana uğra, geçerken bi hoşçakal
de en azından, olur mu?
“Öküzleri
Anlar Gibi Olmak..”
Artık geniş
ovalardan geçen trenlere bakan öküzlere farklı bir gözle bakıyorum.. Belki de
ayrılık acısı çekiyorlardır, aşık olmuşlardır ya da benim gibi.. Kim aksini iddia edebilir ki?
Ne zaman
içim sıkılsa istasyona gelip, sonunda emekli olmaya hak kazanmış olmasına
ragmen, emekli olursam geçinemem derdi ile hala küçük gişesinde yaşamını
sürdüren ihtiyar gişe memuruna bir selam çakıyorum.. Artık o da alıştı bana..
Beni bir kaç kez trenlere bağırırken izlemiş. Deli olduğumu düşünüyor..
Mühendis olduğumu, büyük bir şirkette çalıştığımı söyledim, inanmıyor
bana. Hırs yapıp diplomamı getirdim, gişe camının dışından ona gösterdim.
“Sahte olmadığını nerden bileyim. Hem üniversite bitirmiş olman deli
olamayacağın anlamına gelmiyor” dedi.. Söyledikleri mantıklı geldi, sustum.. Avazım da sustu benimle
birlikte.. İhtiyar adam laf yarışında beni alt etmiş olmanın verdiği
güvenle gişesinde devleşti. Bense onun son sözüne hiçbir şey söyleyememenin
ezikliğini hissederek, doğru tren yolunun kenarına gittim. İhtiyar gişe
memuruna veremediğim ne cevap varsa hepsini ilk gelen banliyo trenine verdim. Hemen hemen tüm eğitim hayatımdan kesitler anlattım. Banliyo treni en çok, ilkokul öğretmenim Ali Sadık Beyin bize kırmızı kurdale vermemesinin hikayesini beğendi (Bu da başka bir hikayemdir anlatmam gereken, sevgiler Ali Sadık öğretmenim..) İhtiyar
gişe memuru geçenlerde bir BİM poşetine büyük oğlunun eski kıyafetlerini
doldurmuş bana getirdi. Adam deli olduğuma iyiden iyiye kanaat getirmiş. Sanırım karşısına daha düzgün kıyafetlerle çıkmam
gerekiyor. Ya da istasyona kadar arabamla ve takım elbisemle mi gelsem ne?
Hayır, şeytan diyor bırak bi başına kalsın, gişesinde çürüyüp gitsin.. Başka tren yolu mu yok bana da.. Ama ne var ki, bir alışılmışlık var kardeşim, şimdi tut yeni bir istasyon bul filan uzun iş..
"Tren ile Muhabbetimin Ana Gündem Madddesi "
Son
zamanlarda tren ile olan muhabbetimin ana gündem maddesi sensin. Senin yanındaki
susuşlarım, işte tam burada avazım ile işbirliği yaparak, trene haykırış
olarak çıkıyor.. Sana söyleyemediğim ne var, ne yoksa trene söylüyorum.
İşte tren
yaklaşıyor.. Endişe etme, yalnızca dertleşeceğim onunla. Seni tren
ile yolcu etmeye hiç mi hiç niyetim yok. Belki sen de bu trendedirsin ha? Eğer
öyle ise pencerenden dışarı daha dikkatli bak, tamam mı? Belki rayların
kenarında içinde bulunduğun trene, öküz gibi bağıran bir adam görürsün.. Bak
işte o benim..
Bu sefer SON, bak yemin ediyorum SON yahu..