9 Şubat 2012 Perşembe

ÇEYİZ SANDIĞINDAKİ İSKELET

Bin an önce uykuya dalabilmek için gözlerimi daha sıkı kapardım. Uyumama engel olan her ne ise bunun göz kapaklarımdan girdiğini düşünüyordum herhalde. Ne varki  uyumama engel olan şey, göz kapaklarımdan içeri gireli epey olmuştu zaten







O zamanlar televizyonda nadir olarak gösterilen çizgi filmlerinden, He-man vardı. Zamanın en süper kahramanııydı, He-man..  (Şimdi klasik 80'lerde doğmak 90'larda çocuk olmak saçmalığına girmeyeyim ) He-man'in can düşmanı, İskeletor.. (işte sağdaki zayıf arkadaş. Adamın işi gücü var sa yoksa dünyayı ele geçirmek). Bu tiplemeleri rüyalarımda da görürdüm hep. He-man ile omuz omuza dövüşüp dünyayı kurtarmışlığım vardı. Aslında çoğu kez de o benim dötümü kurtarırdı.


Yine uykumun kaçtığı gecelerden birinde, nerden aklımda yer ettiyse, yattığım odada bulunan annemin çeyizlik sandığında iskeletorun saklandığını düşünmeye başladım (ne çeyizi ne sandığı diyeceksiniz, yine 80'ler 90'lar geyiğine sarmadan, o zamanlar öyle çocuk odasıymış, çalışma salonuymuş, dining roommuş yoktu bizim..  şimdi de yok da dining room mesela..  zaten çocuk da yok.. herneyse, normal odaydı işte ve annemin gelinlik zamanından kalma çeyiz sandığı benim yattığım odada idi. Böyle üzerinde bir yığın yorgan ve döşek olurdu, sonra örterlerdi üzerini hepsini birden. Yani o sandık orada öyle gizemli bir eşyaya dönüşürdü. Oysa sandıkta da genellikle böyle havlu kenarı, dantel, masa örtüsü gibi kullanılmamayı bekleyen, tahta sandık içinde müebbet hapis yatan sıradan el işleri olurdu.)




O gece İskeletor gölgeler şatosunda sıkılmış olacaktı ki gelip benim anneciğimin çeyizlik sandığında, bembeyaz güzelim dantellerin üzerine, sırt üstü yatmış, dizlerini göğsüne çekmiş halde yatıyordu. Aynı uçak düşerken almamız gereken "cenin" pozisyonunda olması gerektiği gibi, orada  güzel kokulu örtülerin arasında, öylencene bekliyordu herif. En azından ben bundan emindim. Bir süre bekledikten sonra kararımı verdim. İskeletorun annemin çeyizlerinin üzerinde daha fazla yatmasına müsade edemezdim. Hem onun da ayakları filan kan uyuşurdu mazallah. Adam sen de öyle yatılırmı, çekmişsin dizlerini göğsüne, daracık sandık zaten. Hem yok mu senin klastrofobin filan.. ?





O gece annemin yanına gidip, gecenin köründe kadıncağızı kaldırdım. O saatte hasta olabileceğimi, ya da başka bir problemim olabileceğini aklına getirmiş olacaktı ki hiç şaşırmadan kalktı. Oysa benim bambaşka bir mazeretim vardı " Anne kalk ! sandıkta iskeletor var!"  İlk başlarda inanmak istememiştir heralde,  ama ısrarlarıma da daha fazla dayanamadı.

Her seferinde dünyayı ele geçirmek için elinden geleni yapan, o günlerde tanıdığım en kötü varlığa karşı meydan okumaya karar vermiştik,  annem ve ben, ve bir de üzerlerimizdeki pijamalarımız vardı.






Odama geldik, annem  sandığın üzerindeki yorgan ve döşekleri teker teker indirdi. Artık sandığın üzeri boştu. Tahminizce bizi bekleyen iki seçenek vardı. Birincisi sandığın üzerindeki ağırlıktan dolayı sandıkta mahsur kalmış iskeletor, sandığın üzerinin boşalması ile bir anda kapağı açacak, özgürlüğüne kavuşmuş olmanın da verdiği mutlulukla  " Oh dünya varmış" diyecek ve  "naynay ninaynoy" diye diye, hoplaya hoplaya oradan uzaklaşacaktı. İkinci senaryo ise bütün bunların bir tuzak olması ve iskeletorun sandıkta bize kötülük yapmak üzere beklemesi idi. Annem sandığın kapağını yavaş ve dikkatlice kaldırdı. Kapak açılmıştı. İşte o zaman hiç hesaba katmadığım üçüncü bir senaryonun varlığından haberdar oldum. Sandıkta isleletor hiç var olmamıştı ya da bizim sandığa girmeye hiç tenezzül etmemişti.



"Zaten zengin sandıkları dururken bizim fakiranenin sandığında ne yapsındı" tarzında Sadri Alışıkvari triplere girer gibi oldum. Gecenin başında var olan korku yerini hayal kırıklığına bıraktı. Belki annem de üzülmüştür o gece İskeletorun dantellerinin üzerinde yatmaya tenezzül etmemesine.









Anneme hayalkırıklığı içerisinde iyi geceler diledim.  Yatağıma yattım ve gözlerimi yine sımsıkı kapadım. Sonra acaba şimdi iskeletor kimin annesinin çeyiz sandığındadır diye öyle düşündüm bir süre.  Biraz sonra sokaktan geçen gece bekçisinin uzun uzun çalan düdüğünün sesini duydum (yine o saçma 80'ler muhabbetine girmeyeceğim ama o zamanlar mahalle aralarında bekçiler vardı, geceleri dolaşırlardı sokaklarda ) Düdük sesi artık uyumamın zamanın çoktan geldiğinin işareti idi. Bu benim ilk vukuatım olmadığı için anneme göre herşey normaldi o gece.  Ne varki bu benim son vukuatım olmayacaktı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder