Dur ! Biraz daha bekle n'olur! Anlatacaklarım henüz bitmedi. Tabi, beni dinlemek zorunda değilsin. Hani bir atasözü vardır, " Sağır sultan da olsan bazı şeylere kulak tıkamaya hakkın vardır !". Ne? Niye öyle baktın ? Peki, peki, haklısın ben uydurdum, yok böyle bir atasözü. Aman ne bileyim işte, eğer böyle bir yerde bir atasözü kullanırsam anlatacaklarım daha etkili oluyor, yani en azından ben öyle olduğunu düşünüyorum. Şimdi, eğer merak ediyorsan ben anlatmaya başlıyorum.
Öncelikle sana kahramanlarımdan bahsetmek istiyorum. Her gün işe giderken, işten eve dönerken, bir yerlere yetişmeye çalışırken, hep aceleniz varken, sizin hayat telaşı içerisinde gözden kaçırdığınız kahramanlar. Benim ise aylak aylak dolaşırken, kaldırımın kenarında oturup çekirdek çitleyerek sokaktan geçenleri izlerken, pide kuyruğunda beklerken, belediye otobüsünde arkalara doğru ilerleyip, minibüste yol ağzında müsait bir yerde inerken karşılaştığım sıradan kahramanlar. Yani eğer ömrünüz coşkun akan hayatın seline kapıldıysa onları görebilmeniz zor. Ya da görüyorsunuz hemencecik unutuyorsunuz, malum hayat zor. Bence kahramanlarımın hepsi de süper.. Neyse sizin yine aceleniz vardır, gitmeden başlayayım anlatmaya en iyisi..Kahramanlardan ilki Sultan Kız.. Yirmilerinde.. Yanı başında otuzuna dayanmak üzere bir merdiven hazır bir şekilde bekliyor onu.. Üniversite okumuş. Bir kaç ay önce kriz bahane edilerek işten çıkarılmış. Bekar.. Kendisi bekarlığın Sultan'ı, aslında mahallede de böyle anılıyor adı. Bir görseniz o kadar güzel ki.. Bir geçmiş zaman masalından kaçmış bir peri kızı gibi. Bu kadar güzel bir insanın hala bekarlık ülkesinde sultanlık makamında olması şaşılacak şey doğrusu. Duyduğum kadarıyla, bir kaç başarısız aşk yaşamış. Aldatılmış. Eğer hala peri güçleri elinde olsaymış, kendisini aldatanları taşa çevirirmiş diyorlar. Ben buna ihtimal vermiyorum. Yok yok, bir zamanlar peri olmasına değil, buna inancım tam. Ama ne olursa olsun insanları taşa çevirecek kadar acımasız olması mümkün değil bu Sultan'ın.
Sonraları ne annesi, ne babası, ne de en yakınları onun beğeneceği hayırlı bir kısmet bulabilmişler, Sultan Kız'a. Şimdiye kadar pek çok meslek grubundan damat aday adayı kapılarını aşındırmış Muhsin Amcaların , zengin mi dersin, yakışıklı mı, fabrikatör Numar Bey'in oğlu mu, topçusu, popçusu, yeraltı dünyasının yaralı yüzleri mi (nedense şimdiye kadar ne doktorlar ve ne mühendisler gelmemiş garip bir şekilde ! ) .. Ama yok.. Sultan hiçbirine ne bir olumlu yanıt vermiş, ne de bir ümit. Öyle ki bir süre sonra Muhsin amcaların evine gelen görücü usulcüleri, cevabı önceden belli olan "bir acı kahve içme seremonisi"ne katılıp, çiçek ve çikolatalarını eve bırakıyor ve anı defterine " Sevgili Sultan, bizi bu sefer de reddetmenin, elem ve kederi içinde...." tarzında acılı ifadeler yazarak gerisin geriye dönüyorlarmış. Söylentilere göre, civarda evlenecek kızı olan aileler, Muhsin Amcaların evlerinin önüne pusuya yatıp, Sultan tarafından reddedilen acılı ve kısa bir süreliğine şaşkınlığını üzerinden atamamış damat adaylarını, kar suyu yüzünden şoka uğramış Marmara balıkları gibi bir bir avlayarak, kendi kızlarıyla evlendiriyorlar ve kendi kızlarının dünya evlerine sokuyorlarmış.
Şimdiye kadar gördüğüm en güzel kız olan Sultan ise içindeki umudu yitirmeden bir gün elbet karşısına çıkacak olan kurbağayı beklemekteydi. Sultan kurbağayı öpecek, kurbağa ise Sultan'ın aşık olabileceği "O" adama dönüşecekti. Bu fikrin yanlışlığını kendisine defalarca anlatmaya çalıştım. Onu, evlerine gelen her bir damat adayının aslında bir kurbağa olduğuna inandırmaya uğraştım, ikna olmadı. Neymiş efendim, "kurbağa vaaar, kurbağa var.. ". Hepsi, aynı değilmiş.. "Sultan, bir kurbağayı ne kadar öpersen öp, kurbağa kurbağadır ve vıraklamayı yalnızca sen onu öptüğün sürece kesecektir. Sonra yine eski halinde vıraklamaya devam edecektir " dedim.. "Varsın, vıraklasın" dedi.
"Sultan, hayalini kurduğun şey yalnızca masallarda olur " dedim. " Yaşadıklarımızın bir masaldan ibaret olmadığını ispat edebilir misin bana ? " dedi..
İspat edemezdim, çünkü ben de yaşadıklarımızın bir masal olmadığına inanmıyordum.
Bazı akşamlar, kendi kendime vıraklıyorum, ne zaman Sultan'ların evlerinin önünden geçsem.. Ha bir de geçenlerde kağıttan bir kurbağa yapıp bıraktım penceresinin önüne.. Ben olduğumu anlamış mıdır acaba? Hoş ! Anlamış olsa bile, işsiz güçsüz, sokakların aylağı ve en büyük marifeti kaldırım kenarı çekirdek çitlemek olan ben, öpülecek olan son kurbağadırımya onun gözünde.. Neyse..
Hem kurbağa da öpülür mü yahu?
Bir sonraki kısımda, sizlere İt Vuran Hasan Amca'dan kısaca bahsedeceğim..
Not: Yazım hatalarım varsa affola, henüz kendi imlama uygun bir kıluvuzum ve yazdıklarımı düzelttirme zahmetine girecek birisim yok :)

eee hikayenin sonu kaldı :) çok merak ettim.
YanıtlaSilsonu film olarak gelecek :)
YanıtlaSil