NİYET TAVŞANI, SULTAN AHMET VE SARI YAĞMURLUKLUK GİYEN ADAMLAR
"Kalplerde yaşamanın ömrü üzerine bir yazı !"
-Yaşadıklarınızın size öğretilen aşka benzemediğini fark ettiğinizde, hayatınızın en büyük kazığını çoktan yemiş olmanın verdiği acıyı hissedersiniz. Etkisini hemen gösteren, uzun süreli bir şoka girersiniz. Bir koma halidir bu. O an yatağınızdaysanız, yorganınızı başınıza kadar çekip dünya ile ilişkinizi kesersiniz. Orada öylece, kimseyle konuşmadan, hayatınızın sonuna kadar durmaktır amacınız.
İlk şoku atlatınca kaçış evresi başlar.Tanıdığınız, sizi tanıyan, daha önce karşılaştığınız herkesten, herşeyden kaçış. Alışkanlıklarınızdan kaçış. Koşar adım çıkarsınız evden, arabayı kullanmazsınız, dolmuşa binip, bir sondurak parası uzatırsınız. Çünkü araba o an özgürlük değildir. Ve bütün kaçışlar özgürlüktür.
"Offf.. Sen öleli çok olmadı mı be Zeki Abi? Neden bırakmazsın yakamızı? Bi git öldün sen, kabullen artık, kalplerde de yaşamanın bir ömrü olmalı be Zeki abi.. " Siz Zeki Mürene hayıflanırken biraz yakınınızdaki oltayla balık tutanlar, çaycı ve kediler ters ters bakar size. Sarı yağmurluk tarikatının şimşeklerini üzerinize çekmişsinizdir. Belki de Zeki Müren onların ruhani liderleridir. Tabiii yaa, Zeki Müren şarkısı taksiden geliyordu ve taksi de sarıydı.. Oturduğunuz yerden kalkıp uzaklaşırsınız. Zaten epeyde ıslanmışsınızdır. Attığınız her adım ayakkabılarınızdan "vıcık" tarzında sesler çıkartır.
Ahmet oturduğu berber koltuğundan biraz doğruldu. Kendisi için getirilmiş ama o konuşurken soğumuş çayından bir yudum aldı. Aslında çok konuşmayan sakin bir kişiydi Ahmet. Berber Fazıl traş için Ahmetin yüzünü köpürtmüş, usturayı eline almış tam traşa başlayacaktı ki, Ahmet konuşmaya başlamıştı. Konuşması bitince aniden sustu. Noktalama işaretleri kullanmayan bir susuştu bu. Elinde anlatacak masalı kalmamış bir adamın susmasıydı. Fazıl Berberin, köpürttüğü ama o aniden abuk subuk konuşmaya başlayınca öylencene kalan köpükler içindeki beyaz yüzünü kenardaki havlu ile sildi. Köpüklerin altından en az bir aylık sakalı çıktı ortaya. Ahmet'in bir zamanlar divane olduğu Sultan kız, Erzurumlu müteahhit ile nişanlanalı tam bir ay olmuştu demekki. Berberin ve sırada bekleyenlerin şaşkın bakışları altında boynundaki havluyu çıkardı, ayağa kalktı. Traş olmamasına rağmen, berberin yeni çırağı Ahmet'in üzerini elindeki fırça ile temizledi. Ahmet cebindeki bozukluklardan başına Ameriken traşı yaptırmış çırağa bahşişini verdi.
Ahmet'in içinde bulundıuğu durumun farkında olan tek kişi o gün sırada bekleyenler arasında olan Fikret dayımdı. Ve bütün bunları bana anlatan ve sanki oradaymışım gibi anlatabilmemi sağlayan da. Dayım garip adamdır, bazen ağzını bıçak açmaz bazen de herşeyi canlı bir kayıt cihazıymış gibi en ince ayrıntısına varana kadar anlatır.
Sultan'dan artık ümidini tamamen kesen Ahmet bir süre daha böyle avare avare dolaşacaktı, yeni aşkına kavuşana kadar. Oysa ne güzel olurdu arkasında "Sultan Ahmet" yazan 60 model Chevrolet marka bir gelin arabası. Ahmet berber dükkanından çıkarken ıslak ayakkabılarından hala vıcık vıcık sesler çıkmaktaydı.
Dükkanı çıkmadan aniden durdu. Dükkanın köşesindeki berber fazlıya ait yedek terliklere baktı ve
"Fazıl abi, şu terlikleri benim ayakkabılar kuruyana kadar ödünç alabilir miyim? "
Bloğunuzu uzun süredir takip ediyorum, istanbul güzellik merkezleri olarak paylaşımlarınızın devamını diliyorum.
YanıtlaSil