BİSİKLET:İlk önce üç tekerlekli, mavi renkli, ikinci el olduğundan olsa gerek sağına soluna kaynak atılmış bir bisikletim vardı. En fazla dört yaşındaydım, çok iyi hatırlıyorum. Bisikletin alındığı günün gecesi onu baş ucuma koyup,
öyle uyumuştum.
Tahta bisikleti unutturmak için olsa gerek, sünnetimde dört tekerlekli, pedallı bir araba hediye ettiler. O zamanlar üzerime miki fare resimli bir etek giydirmişlerdi, yaralarım acımasın diye. Herhalde kız kardeşimin eteğiydi. İşte öyle bir vaziyette nasıl sabırsızsam, eteği, yarayı marayı dert etmeden, arabayı kaptığım gibi yol kenarındaki kaldırıma çıkarmış, bir o yana bir bu yana sürmüştüm. Kaldırımda dört tekerlekli, pedallı bir araba süren, yeni sünnet olmuş, miki fare resimli etek giymiş bir İskoç düşünün, hah işte öyle..
Muzaffer vardı o zamanlar, çocukluk arkadaşım. Hani çocukken tanıdığınız ama büyüyünce de, evlenince de, çocuklarınız olunca da, yaşlanınca da hep arkadaş olarak kalacağınızı zannettiğiniz arkadaşlarınız vardır, öyleydi işte Muzaffer. Günlerden bir gün yeni bisikleti ile yolda giderken lanet olası bir araba çarptı arkadaşıma, ayırdı onu aramızdan, hayallerim yalnız kaldı. Muzaffer'e çok üzüldüm, bisikletiyle öldüğü için biraz da kızdım. Onun ardından bizim evde bir daha bisiklet mevzusu açılmadı. Bana yeni bir gelecek yazıldı, Muzafferin var olmadığı ve bütün ısrarlara, ağlamalara, zırlamalara rağmen bana bisiklet alınmayan bir gelecek. Uzunca bir zaman da bisikletsiz geçecekti, ta ki İstanbul’a taşındıktan sonraki lise yaz tatiline kadar.
O yaz mahallemizdeki bir tornacıda çırak olarak çalışmış, kazandıklarımla yeni bir bisiklet almıştım. Kısa süreli hevesimi aldıktan sonra, çok kullanamadım onu da. Çünkü bisiklet kullanmak açısından İstanbul dünyanın en boktan yeriydi. Ne yolları yol, ne trafiği trafik, ne de afedersiniz çoğu şoförü insan. Hani Darıca hayvanat bahçesinin sakinlerini alıp, direksiyonlara geçirseniz, şu andaki İstanbul trafik akışı yüzde doksan aynı şekilde devam eder. Kullanmadığım bisiklet bir süre bodrumda takılmıştı, yalnız başına. Daha sonra da satmıştım zaten.
Aradan zaman geçti, üniversite bitti, işe başladım. Bir gün aynı bölümde benimle birlikte çalışan bir arkadaşım geldi, Okan. Yurt dışında bisiklet turu yapmak istiyormuş, yanına turda ona eşlik edecek, onula bisiklet sürebilecek birini arıyormuş. Sen gelir misin, dedi. Ben pek iyi kullanamam, o kadar uzun mesafe boyunca hiç kullanamam, dedim. Okan’a göre kilolu olmamam bir avantajdı, bir süre antrenman yaparsam bunun üstesinden gelebilirdim. Benim bisikletim yok ki dedim, benim iki tane var dedi. Bir ay boyunca nerdeyse her gün antrenman yaptık. Şaka yollu başlayan planımız için artık hazırdık. Tabi bu ayrı hikaye.. İşte bu fotoğraf yolculuğa başladığımız şehir olan Basel’in güzel sokaklarından birinde çekildi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder