21 Şubat 2012 Salı


ÖKÜZLERİ  ANLADIĞIM ZAMAN..

Yazarın Notu: Birazdan okuyacağınız hikayemsi yazının gerçek kurum ve kuruluşlar ile hiçbir alakası yoktur..
Olsa olsa biraz alakalı olabilir.. O da alakadan sayılmaz bence..  Bazı isimleri de aslına uyumsuz şekilde değiştirdim ki, kimse alınmasın, gücenmesin diye.. İyi mi yapmışım ki acaba :/



“ Erken Gelen Son ! “

Uzaklardan gelen trenin sesini duyabiliyorum. Cumhuriyet expresinin sesi bu..  Gelmesi gereken zamandan en az bir on beş dakika geç geldi bu kez istasyona… Ben buraya geleli yarım saati aştı.

Buralara ilk geldiğimde, gişede emekliliğini bekleyen, 
fakat emekliliği bir türlü ona gelmeye razı olmayan ihtiyar bir memur vardı.. Kapalı bir mekanda sürekli aynı işi yapıyor olmaktan olsa gerek, adam demiryolunun tarihi kadar eski görünüyordu. “ En yakın tren ne zaman gelir” dedim..  Dış dünya ile tek bağlantısı olan delikli gişe camına dudaklarını yaklaştırarak, “On beş dakikaya, Cumhuriyet Expresi..” dedi ve bir bilet kesti..  “Bilet almayacağım, teşekkür ederim, yalnızca merak ettim” dedim ve ayrıldım.  Gişe memuru bilet almayacaksan ne diye soruyorsun diye düşünüyordu, ben ordan uzaklaşırken. Elinden  gelse o anda delikli gişe camının deliklerinden dışarı çıkıp, herşeyi geride bırakıp, benim çıktığım kapıdan çıkarak, yeni bir hayata başlamak ister gibi bakıyordu peşimden. Bu istasyonda şahit olduğu şeyler o kadar yorucuyduki onun ihtiyar gövdesi için.. Ayrılıklar, kavuşmalar, terkedilmeler, varış noktası aldatma olan tek yönlü gidiş biletleri.. Hepsinin kadrolu şahidiydi ihtiyar gişe memuru.. İstasyonun kapısından çıkarken dönüp baktım adamın katarakt olmaya yüz tutmuş gözlerine, “Gidiyorum ama  yine geleceğim, üzme  kendini.. Hem emekliliğin yakındır.. Sabret biraz daha.. Şimdilik hoşçakal” dedim içimden..


İstasyon kapısının hemen yanındaki duvar boyunca bir kaç yüz metre yürüyünce, tren yolunu yakından görebileceğim bir yere ulaştım.. Artık aramızda  yalnızca tel bir örgü vardı tren yolu ile.. Burayı aydınlatan tek şey benden birkaç metre uzaktaki gece lambası ve yolun diğer tarafındaki evlerin pencereleri arasından gelen cılız ışıklar idi..  Yerde birkaç parça dün tarihli gazete bulup, tren yolunu en iyi görebilecek yere sererek,  manşet ile köşe yazısının hemen üzerine oturdum..  “Trafik kazalarında acı bilanço..” yazılı bir manşet..  Ölümün de bilançosu tutulur muydu yahu. Ne yaptığımı merak ediyor olmalısın.. Eğer merak etmiyorsan, hemen alt satırdaki parantez içine yazılmış yazıyı da okuyup,  orada kesebilirsin okumayı.. Ya da hemen altından devam edebilirsin..

(isteyenlerin SON'u)


“Yepyeni Bir Başlangıç!”


Şu anda burayı okuduğuna göre neden akşamın bu saatinde tren yolu kenarında oturduğumu, sonrasında neler olacağını merak etmiş olabileceğini  düşünüyorum..
Anlatayım.. Zaten işim bu, anlatmak.. Farklı şekillerde, değişik yollarda hikayeler anlatmak.. Bu kimi zaman bir fotoğraf, belki bir video.. Bazen de bir kaç satır yazmaya çalışıyorum... Ne var ki anlatabilmeyi  her zaman beceremiyorum..  Özellikle içimin dışıma çıkmak istediği zamanlarda.. Yok yok, o şekilde bir için dışa çıkmasından bahsetmiyorum ben..  Hani "O" düşer aklına..  Göğüs kafesinde, korkmuş ve uçmaya başlamış yüzlerce kuş vardır sanki.. Göğsünden oluşan kafesten çıkabilmek için kanat çırpıyorlardır o anda..  İçin daralır,  derinlerden bir yerden ikinci bir sen çıkmak istiyorcasına, kaburgalarını zorlayan bir el hissedersin.. Derin derin nefes alırsın.. Ama yetmez.. Çünkü sana yetecek nefes daha derinlerdedir. Pencereyi açarsın. Odan küçülmüş müdür ne? Terasa çıkarsın buz gibi havaya aldırış etmeden.. Yetmez.. Sokaklar seni bekliyordur.. Işıkları bile söndürmeden dışarı fırlarsın.. Merdivenlerde karşılaştığın komşuna iyi akşamlar demek aklına bile gelmez o anda.. Belki koşmaya bile başlarsın..  Ama olmaz.. Belediyenin pembe renkli kaldırım taşı döşeli yolları, asfalt dökülmüş çirkin  sokaklar, arnavut kaldırımları.. Olmaz ! Hiç biri derdine derman olamaz .. Adımlarını üzerinde taşıyan hiçbir sokak senin iç daralmanı götürmeyi vaadedemez o anlarda sana..
Bunları hiç yaşamadın değil mi?
Ben biraz tecrübeliyim sanırım bu konuda..
İçimin  daraldığı günlerden birinde keşfettim tren yolunu..  Yine sokak aramaktaydım deli divane. Sonra bir ses geldi uzaktan.. Giderek artan bir ses. Yaklaşmakta olan trenin sesisydi bu. Bir anda hayat durdu. Trenin demir yolu ile işbirliği yaparak “ Bizden daha güçlü hiçbir şeyin sesi çıkamaz  ! ” diyen, o sesi hakimdi.. Bir süre sonra azalarak yok oldu ses, tren uzaklaşmıştı.. Orada bekledim ikinci bir treni..  Sonra üçüncüyü.. Üçüncü trenin gelişi ile avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım.. Ben değildim  bağıran..  İçimden biri çıkmış, elinde megafon, trene bağırmaktaydı, avazı çıktığı kadar.. İçimden çıkmış  adam, yalnızca bağırmaktaydı. Anladığım kadarıyla o anlarda yalnızca bağırmasının sebebi,  hiç bir şey göremiyor olmasıydı, aşkın gözü kördü.. Diğer  tarafta ise sanki  tren onu dinliyor ve bağırarak ona karşılık veriyordu.


“Hayatta Cumartesi günlerinden daha önemli şeyler de vardır..”

İşte şöyle bağırıyordu o adam..
"Aslııı…. !  Aslı beni duyabiliyormusuuun… Seni çok sevmiştim, seviyoruuum hala da.. Keşke seninle daha çok vakit geçirebilseydim.. Sana anlatmak istediğim o kadar çok şey vardı ki Aslı.....   Alnımdaki yara izini anlatmak istiyordum, küçükken nasıl buz yola düştüğümü.. Komşumuzun benden en az on beş yaş büyük kızı Gül ablaya aşık olduğumu bilmeni istiyordum..  " 

Sesi kısılır gibi oldu bir süre ama öksürdükten sonra tekrar  toparladı kendini.
 "Sana hakkımdaki herşeyi anlatmak istiyorum Aslı.. Kedilerden korkarım ben mesela, benimle ne alıp veremedikleri var bir türlü anlamıyorum..  Şeftalinin tüylü dış kabuğuna dokunamam ben, içim gider, pırasadan nefret ederim.. En sevdiğim gün Cumartesidir, ama Cumartesi günlerinden daha önemli şeyler de vardı benim için hayatta, sen..!.. Sen benim için Cumartesi günlerinden daha önemliydin Aslı..  Keşke hiç gitmeseydin.. Senden duymak istediğim o kadar çok sey vardı ki Aslı !..“

“ Aslı Buralara Gelirsen, Bana Uğra! Bi Hoşçakal De ! “

Sonra trenin sesi azaldı.. Ben söyleyeceklerimi bitirememiştim ama içimdeki o ses susmaya yetecek kadar sakindi.. Kendimi daha rahat hissediyordum. Aslı’yı ve Aslı’ya ait olan ne varsa o gün tek yönlü bir bilet alıp trene ile yolcu ettim uzaklara..  Aslı bana hoşçakal bile diyemedi.. Evlenmiş, çocuğu olacakmış şimdilerde.. Şimdi kafamda bambaşka bir Aslı görüntsü var.. Aslı buralara gelirsen, bana uğra,  geçerken bi  hoşçakal de en azından, olur mu?

“Öküzleri Anlar Gibi Olmak..”

Artık geniş ovalardan geçen trenlere bakan öküzlere farklı bir gözle bakıyorum.. Belki de ayrılık acısı çekiyorlardır, aşık olmuşlardır ya da benim gibi.. Kim aksini iddia edebilir ki?
Ne zaman içim sıkılsa istasyona gelip, sonunda emekli olmaya hak kazanmış olmasına ragmen, emekli olursam geçinemem derdi ile hala küçük gişesinde yaşamını sürdüren ihtiyar gişe memuruna bir selam çakıyorum.. Artık o da alıştı bana.. Beni bir kaç kez trenlere bağırırken izlemiş. Deli olduğumu düşünüyor..  Mühendis olduğumu, büyük bir şirkette çalıştığımı söyledim,  inanmıyor bana.  Hırs yapıp diplomamı getirdim, gişe camının dışından ona gösterdim. “Sahte olmadığını nerden bileyim. Hem üniversite bitirmiş olman deli olamayacağın anlamına gelmiyor” dedi.. Söyledikleri mantıklı geldi, sustum.. Avazım da sustu benimle birlikte..  İhtiyar adam laf yarışında beni alt etmiş olmanın verdiği güvenle gişesinde devleşti. Bense onun son sözüne hiçbir şey söyleyememenin ezikliğini hissederek, doğru tren yolunun kenarına gittim. İhtiyar gişe memuruna veremediğim ne cevap varsa hepsini ilk gelen banliyo trenine verdim. Hemen hemen tüm eğitim hayatımdan kesitler anlattım. Banliyo treni en çok, ilkokul öğretmenim Ali Sadık Beyin bize kırmızı kurdale vermemesinin hikayesini  beğendi (Bu da başka bir hikayemdir  anlatmam gereken, sevgiler Ali Sadık öğretmenim..)  İhtiyar gişe memuru geçenlerde bir BİM poşetine  büyük oğlunun eski kıyafetlerini doldurmuş bana getirdi. Adam deli olduğuma iyiden iyiye kanaat getirmiş. Sanırım karşısına daha düzgün kıyafetlerle çıkmam gerekiyor. Ya da istasyona kadar arabamla ve takım elbisemle mi gelsem ne? Hayır, şeytan diyor bırak bi başına kalsın, gişesinde çürüyüp gitsin.. Başka tren yolu mu yok bana da.. Ama ne var ki, bir alışılmışlık var kardeşim, şimdi tut yeni bir istasyon bul filan uzun iş..


"Tren ile Muhabbetimin  Ana Gündem Madddesi  "
Son zamanlarda tren ile olan muhabbetimin ana gündem maddesi sensin. Senin yanındaki susuşlarım, işte tam burada avazım ile işbirliği yaparak,  trene haykırış olarak çıkıyor.. Sana söyleyemediğim ne var, ne yoksa trene söylüyorum.  
İşte tren yaklaşıyor..  Endişe etme,  yalnızca dertleşeceğim onunla. Seni tren ile yolcu etmeye hiç mi hiç niyetim yok. Belki sen de bu trendedirsin ha? Eğer öyle ise pencerenden dışarı daha dikkatli bak, tamam mı? Belki rayların kenarında içinde bulunduğun trene, öküz gibi bağıran bir adam görürsün.. Bak işte o benim..

Bu sefer SON, bak yemin ediyorum SON yahu..

2 yorum:

  1. ağzına yüreğine sağlık kardeşim. gecenin bu vaktinde çok güzeldi senin hikayeni okumak. hikayerlinde insan kendini buluyor çoğu zaman ...

    YanıtlaSil
  2. Teşekkürler Muzaffer, begenmene çok mutlu oldum :)

    YanıtlaSil